Soran yemez çorbası” hiç duydunuz mu bu çorbayı harika bir hikayesi var.
Bir restaurant var burada mercimek ve ezogelin çorbası satılmıyor.Her gün menüde sadece soran yemez çorbası var her gün aynı çorba ama içeriği farklı . Peki adı niye soran yemez. Aşçısı anlatıyor şefim bugün hangi çorba var diye sorduklarında “kereviz çorbası var diyorum mesela. Ben kereviz sevmem ki diyor ama sormadan çorbayı içtiğinde aaa bu ne güzel çorba diyor . Hayat da böyle değil mi?
Bazen biri gelir ve der ki:
“Bana yardım et… Bu konuyu nasıl çözeceğim?”
Sen de bildiğini paylaşırsın, bir yol gösterirsin.
Ama sonra bahaneler gelmeye başlar:
“Ben kereviz sevmem…”
“Pırasa bana göre değil…”
“Bezelye için henüz hazır hissetmiyorum…” (Konu burada bezelye veya pırasa değil 😃
Ama bir dakika…
Çorba içmek istediğini söyleyen sensin.
Peki
Eğer çorbanın içinde ne olduğunu bilmeseydin…
O tas sana geldiğinde, sadece tadına baksaydın…
Belki de “Bu harika bir çorbaymış” diyecektin.
Ama biz çoğu zaman, daha tatmadan reddediyoruz.
İçindekilere takılıyoruz.
Alışkanlıklarımıza, önyargılarımıza, konfor alanımıza…
Oysa mesele sadece çorba değil.
Hayatın ta kendisi.
Yeni bir deneyim, bir ilişki, bir dönüşüm…
Ya da nefes.
Evet, bazen iyileşmek isteriz…
Ama dönüşümün içindeki “malzemeleri” seçmeye çalışırız.
Oysa bazı şeyler…
Ancak teslim olduğunda, gerçekten çalışır.
Belki de ihtiyacın olan şey,
İçindekini sorgulamadan…
Bir yudum almak.
