Hepimiz bir yerlerde hızlanmamız gerektiğini duyarız. Daha hızlı cevap vermek, daha erken karar almak, daha çok üretmek, daha kısa sürede toparlanmak… Bu çağrılar çoğaldıkça, kendi hızımızı seçmek neredeyse savunma gerektiren bir şeye dönüşebilir.

Oysa yavaşlamak vazgeçmek değildir. Bazen yalnızca neyi neden yaptığını yeniden duyabilmenin yoludur. Özellikle sürekli yetişme hâlindeysen, hayatın yönünü değil yalnızca temposunu yönetiyor olabilirsin.

Hız neden her zaman ilerleme değildir?

Hız, bir işin bitmesini sağlayabilir; fakat o işin sana uygun olup olmadığını tek başına göstermez. Hızlandıkça daha fazla şeye yetişiyor, ama hiçbirinde gerçekten bulunamıyor olabilirsin. Bir mesajı yanıtlarken başka bir görevi düşünmek, dinlenirken bile yapılacaklar listesini taşımak bunun küçük örnekleridir.

İlerleme, bazen daha çok şey yapmak değil; önemli olanla önemsiz olanı ayırabilmektir. Bunun için de kısa bir durak gerekir. Durmak, geride kalmanın değil, yönünü yeniden kontrol etmenin biçimi olabilir.

Kendi ritmini kaçırdığını nasıl fark edersin?

Kendi ritminden uzaklaştığında zamanın nasıl geçtiğini değil, günün sende ne bıraktığını fark etmek zorlaşır. Şu işaretler buna eşlik edebilir:

  • Boş bir an oluştuğunda rahatlamak yerine huzursuzlaşmak,
  • Her şeye yetişmeye çalışırken hiçbir şeye tam olarak başlayamamak,
  • “Birazdan dinleneceğim” cümlesini sürekli ertelemek,
  • Kendi ihtiyaçlarını ancak çok yorulduğunda fark etmek.

Bunlar bir teşhis değildir; yalnızca günün içinde daha fazla alan isteyebileceğinin işaretleridir. Kendine sertleşmeden bakmak, değişimin ilk adımıdır. Boş zamanın olduğu hâlde bir türlü gevşeyemiyorsan dinlenip de dinlenmiş hissetmemeyi anlatan yazıya da göz atabilirsin.

Başkalarının temposu ölçü gibi geldiğinde

Çevrende herkes karar vermiş, iş değiştirmiş ya da yeni bir hedefe koşuyor gibi göründüğünde kendi hızın şüphe uyandırabilir; yavaşlık kolayca geride kalmakla karışır. Oysa başka birinin zaman çizelgesi, senin için doğru zamanın kanıtı değildir. Kendine “Neden onun kadar hızlı değilim?” yerine “Ben hangi durumda daha canlı ve net hissediyorum?” diye sormayı deneyebilirsin. İlk soru seni bir yarışın içine yerleştirir; ikincisi kendi deneyimine geri çağırır. Kıyaslamanın ardındaki ihtiyaçları merak ediyorsan kendini başkalarıyla kıyaslamayı bırakmanın daha gerçekçi bir yolunu anlatan yazıya bakabilirsin.

Kendi ritmini tanımak için birkaç gün şu sorulara kısa notlar alabilirsin: Günün hangi saatlerinde daha açığım? Hangi görüşmelerden sonra toparlanmaya ihtiyaç duyuyorum? Neyi aceleyle yaptığımda kendimden uzaklaşıyorum? Konuşarak mı netleşiyorum, bekleyerek mi? Bu notlar bir üretkenlik tablosu değil; günün sende bıraktığı izi okumanın bir yolu.

Yavaşlamak için üç küçük alan

Yavaşlamayı tüm yaşamını durdurmak gibi düşünme. Başlamak için üç küçük alan seçebilirsin. Birincisi, gün içindeki geçişler: Bir toplantıdan diğerine geçerken birkaç dakika boşluk bırak. İkincisi, kararlar: Mümkün olan yerlerde “Hemen cevap vermeyeyim, düşüneyim” cümlesini dene. Üçüncüsü, bedenle temas: Gün içinde kısa bir an nefesini değiştirmeden takip et.

Bu anların amacı kendini “sakin” olmaya zorlamak değildir. Kendi hızını fark etmek ve otomatik temposunun dışına küçük bir pencere açmaktır. Bazen yön, ancak tempo biraz düştüğünde duyulur. Nefesini düzeltmeye çalışmadan izlemenin neden yeterli olabileceğini merak ediyorsan nefes egzersizinde zorlamanın neden gerekmediğini anlatan yazıya göz atabilirsin.

Yavaşlamanın herkese aynı şekilde görünmesi de gerekmez. Kimi için daha az randevu, kimi için telefonun sessize alınması, kimi için de bir düşünceyi hemen sonuçlandırmamak anlamına gelir. Sana iyi gelen biçimi, başkalarının ölçüsüne göre değil, günün sonunda sende bıraktığı alan duygusuna göre seçebilirsin. Kendi hızını korumak ilk başta başkalarını hayal kırıklığına uğratıyormuş gibi hissettirebilir; ama sürekli başkalarının temposuna göre yaşamak, zamanla seni kendi hayatının dışında bırakabilir.

Yavaşlamayı nefes üzerinden, bir eşlikçiyle denemek istersen bireysel ve grup nefes seanslarına göz atabilirsin.

Kimler dikkat etmeli? Hamileysen; kalp-damar hastalığın, kontrolsüz yüksek tansiyonun, epilepsi ya da nöbet öykün, glokomun ya da retina dekolmanın, astım ya da KOAH’ın, panik atak geçmişin ya da ağır bir psikiyatrik öykün varsa, düzenli ilaç kullanıyorsan ya da yakın zamanda ameliyat olduysan bir nefes seansına ya da nefes tekniklerine, özellikle hızlı ve nefes tutmalı olanlara başlamadan önce hekimine danış. Baş dönmesi, karıncalanma ya da göğüste sıkışma olursa bırak ve normal nefese dön. Nefes çalışması tıbbi tedavinin yerine geçmez.

Ne zaman destek almalı? Yavaşlamaya çalışmana rağmen yorgunluğun dinlenmekle geçmiyor ve sürekli yetişme hâli bir tükenmişliğe dönüşmüş gibi geliyorsa bunu tek başına çözmek zorunda değilsin. İki haftadan uzun süren çökkünlük, uyku ya da iştah değişikliği, işe veya okula gidememe gibi günlük işlevlerinin bozulduğunu fark ediyorsan bir psikolog ya da psikiyatriste başvur; devlet hastanelerinden ya da aile hekiminden randevuyu MHRS ya da ALO 182 üzerinden alabilirsin. Kendine zarar verme düşüncen varsa beklemeden 112’yi ara.